Showing posts with label istanbul. Show all posts
Showing posts with label istanbul. Show all posts

Benim Gözümden...İstanbul Bienali 2013...



Bienal başladı. Başlar başlamaz da ziyeret edildi. İlk duraklar Antrepo No.3 ve Galata Rum İlköğretim Okulu.
Sevdiklerim, gözüme takılanlar, aklımda kalanlar burada. Neden? Çünkü sizin de beğenip gidip görmenizi istiyorum.
Öyleyse buyrun fotoğraflara...

Bir Sergi..Bir Mekan..Ruha Dokunan...

I am I Between Worlds and Between Shadows / Kalliopi Lemos



Bir sergi bulunduğu mekanla bütünleştiğinde 'etkileyici' ve 'unutulmaz olur..

Yer: Yoakimion Fener Rum Kız Okulu...

1879'da kurulup 1988'de boşaltılmış okul bu sergi için özel olarak açılmış.. Yapılan yerleştirme çalışması o kadar başarılı ki normalde hiç paylaşmadığım sergi/müze fotoğrafları için bir istisna yapmak istiyorum..

Yerleştirme, 12 Eylül - 10 Kasım arasında sergileneceği için - verilen emeğe duyduğum saygıdan- eserlerin fotoğraflarını bu sürenin dolmasından sonraya bırakarak mutlaka görmenizi öneriyor ve şimdilik sizi bu nefis okuldan karelerle başbaşa bırakıyorum;

Fonda yerleştirmenin parçası olarak okulun belleğinden sesler, şarkılar, yankılar...

Kariye'den Cibali'ye...


Kısa kısa notlar;
  • Kariye Müzesi'ne giriş ücreti 15 TL. ama müze kart da geçiyor..
  • Müzedeki mozaikler ve freskler çok etkileyici ve tasvirler Hristiyan dünyası için büyük önem taşıyor.
  • Kariye Müzesi çevresinde birçok turistik hediyelik eşya dükkanı ve tam karşısından  YAZININ DEVAMI...

Zeyrek'te bir gün...

''İstanbul'da Turist Olmak'' projem tam gaz devam ediyor. Bu kapsamda Boğaz Turu ile başladığım gezi dizisine devam ediyor, şehirle yeniden tanışıyor ve gittikçe İstanbul'u daha çok seviyorum..
Bugün de proje kapsamında Zeyrek ve civarında keşifler yapmak niyetindeyiz...YAZININ DEVAMI...

Emel Kurhan'dan ''Fantastik'' Sergi...

Olağanüstü, gülünç, saçma, garip, tuhaf, inanılmaz, acayip, büyük çok büyük, mantıksız, umulmadık, hayali, aşırı...


Ben Emel Kurhan'ı Yazbukey'den bilirim.. Aksesuar tasarımları ile ünlü, Amerikan pop yıldızlarından Avrupa'nın en prestijli çok markalı tasarım maağazalarına herkesin gözdesi aksesuarlarıyla bildiğim Yazbukey'in çok sevdiğim Emel Kurhan'ı meğer güncel sanat çalışmaları da yapıyormuş.. Sanatçların çok yönlü olduğuna olan inancım beni bu duruma fazla şaşırtmasa da bu kadar zaman sonra Karaköy sokaklarında yürürken tesadüfen öğrenmiş olmama gerçekten şaşırıyorum.
Karaköy'ün ara sokaklarında dolaşırken Art Sümer'in kapısında ''Emel Kurhan - Fantastik'' yazısını görünce kendimi hemen içeride buluverdim. Ve daha girişteki ikinci eser ''Koleksiyonluk'' ile büyülendim.. Sergide onüç hikaye var. Kullandığı teknik ve materyaller itibarı ile bize ''evet, ben sizin bildiğiniz tanıdığınız Emel Kurhan'ım'' diyor hepsi..

Tüm eserleri anlatmak, fotoğraflarını paylaşmak bir sergi için doğru bulmadığım bir durum ancak sizin de görmenizi çok istediğim için en sevdiğim bir diğer eserin kasnaklardaki kanaviçe kuşlardan oluşan 'Göç' olduğunu söylemek isterim..
Sanatçı kafasını kurcalayan ' Gerçeklik nerede biter ve gerçek dışılık nerede başlar? sorusundan yola çıkarak şiddet yoğunluğu , şiddetin bilgi kirliliği içinde sıradanlaşıp kanıksanması ve sonunda gerçek dışı bir hal almasını kendi yorumuyla anlatıyor..

Emel Kurhan son üç yıldır güncel sanata yönelmiş ve bu da üçüncü solo sergisiymiş. İlk iki sergisi de 'Devinimsiz Seyahat ve Ultramemories-4'müş.. Bunların dışında bir de birkaç ay önce Emel Loves İstanbul-Paris adlı bir şehir rehberi yayınlamış ki bunu da en kısa zamanda elde etmeyi görev edindim..

Fantastik 2 Mayıs'ta başlamış ve 25 Mayıs'a kadar sürecek. Fırsatı olan hem moda hem de güncel sanat takipçilerinin Karaköy'de Galeri .artSümer'e uğramalarını şiddetle öneririrm.

.artSümer : Mumhane Cad. No. 67 Laroz Han Karaköy İstanbul 0212 249 10 35

Bugün yaşadığım şehirle tanıştım!..



Doğma büyüme İstanbulluyum... Bugün kendisiyle bizzat tanıştım!
Bir süredir yaşadığım şehri yakından tanımak, anlamak üzerine derin düşünceler içindeyim.. İyi bildiğimi düşündüğüm yüzlerce sokağında yürüyüp, şık masalarında yemek, parklarında simit yiyen; sinemalarında, tiyatrolarında seyirci olan; müzelerinde sergi takip eden ben, yaşadığım şehri gerçekten ne kadar tanıyorum, hakkında ne biliyorum?.. YAZININ DEVAMI...




İstanbul'dan kaçış planı...


Plan dediğime bakmayın, tamamen plansızdı aslında bu kaçış.. Topu topu on dakikalık bir angaryayı halletmek üzere Silivri'ye doğru çıktık yola Mayıs'ın ilk günü.. İşimiz gerçekten de on dakikaydı ve bu kadar yol geldikten sonra, hava da bu kadar güzelken içimizdeki keşif ruhuna ayak uydurmamak olmazdı..  Dönüş yolunda rastladığımız Selimpaşa Liman tabelasını görünce şansımızı denemek istedik.. Yol bizi sevimli, bir kasaba meydanına çıkardı.. Birkaç küçük yemek dükkanı, büfe, çardak altında kıraathane ve yolun sonunda da liman vardı..
Arabamızı park edip bir keşif turu atalım, birşeyler yiyelim dedik.. Liman neredeyse Rumeli Feneri ile aynı görünümde. Oradaki Barınak Resroran'ın yerinde burada birkaç alternatif birden var aynı binada..
En büyük balık restoranı Çapari hoş bir yer. Onun üstünde yeralan Sofram ise nispeten daha salaş ama yine güzel manzaralı.. Bizim kafamızda balık yemek yok, daha meydana girerken gördüğümüz ''Üsküp Köfte 1985'' tabelası aklımızı çoktan çeldi.  Burada manzaraya karşı balık yemeği başka bir ziyarete bırakarak yemek öncesi bir keşif turu atıyoruz.
Ara sokaklar çok renkli, sanki zamanda yolculuk yapıyoruz.. Yıllardır yollarda hiç rastlamadığım Anadol otomobillerden burada bir sürü var.. Tarihi Kilise Camii'nin küçük avlusundan geçip çardağın altındaki kıraathanin huzurunu kıskanıyoruz.. Köşedeki bakkalda Şarköy Şarapları satılıyor, denemelik bir tane alıyoruz; Bağcı Merlot!.. Bakkaldan Üsküp Köfte'yi tekrar teyit ediyoruz, gideri var mı diye, onay geliyor hemen 'orada yiyin' diye..
Zaten iyice de acıktık gidip 'gurmecilik' oynayalım!..

Kıskanç Haller...

Fredrika Stahl yarın akşam Babylon'da...
27 yaşında...Güzel...Yetenekli...İsveçli...
En kötüsü de eşimin arabasında uzun zamandır CD'si var!
Uzun lafın kısası, yarın bu konsere gidilecek,
allahın emri...
Tamam kabul, gidelim...
Ama böyle hatunlara jazz'ı yasaklasınlar.
Zira fazla seksi oluyor...
Başedemiyoruz...


Şaka bir yana konser yarın ve perşembe 21.30'da Babylon'da... Biletler 35.00 TL... Kaçmaz derim...
M A R K U S    L Ü P E R T Z

Daha geçen ay Düsseldorf'taki kişisel sergisini ziyaret etmiş ve çok da etkilenmiştim. Hatta geçenlerde blogda bile yazdım keşke alabilseydim bir eserini diye...
Otim'de Galerist'in önünden geçerken gördüm birden bire: Markus Lüpertz Kişisel Sergisi.. Vitrine de koymuşlar hatta bir eserini...6 Mayıs'a dek sürecekmiş. Gördüklerimden farklı eserler...Eminim onlar da çok güzeller. Taa buralara kadar gelmişler, uğramadan olmaz değil mi?...
Gezici Günlük Notu: Sabah gittim, gezdim.. Maalesef Düsseldorf'taki eserleri gibi etkilenmedim. Sadece iki küçük heykel çalışması var gördüğüme sevindiğim...

Apparat Babylon'daydı...

Veee inanılmazdı.
Çook uzun yıllardan beri hiçbir elektronik müzik performansı
baştan sona böylesine kusursuz olmamıştı.
Bu harika performans için söyleyecek hiçbirşey bulamıyorum.
Çok gaza geldim, derhal Berlin'e iki uçak bileti istiyorum!...

Burçin Büke Fulya Sanat'taydı...

Dün akşam dinleti başladığında ilk aklıma gelen şey Burçin Büke-Chopin albümünü neden blogda paylaşmadığımdı... İlk çıktığında almıştık albümü; hala severek dinliyoruz.Özellikle sıkışık akşam trafiğinde öyle iyi gidiyor ki...
Dün akşamki resital bu albümden Nocturne ile başladı.  Sonra harika klasik eserler ve ardından caz projesi eserleri geldi, bizi adeta büyüledi. Dinletiden elimizde Burçin Büke'ye imzalatma şansı elde ettiğimiz 'sevgili Chopin albümümüz' ve gülen yüzlerle ayrıldık...

...Ama gece bitmedi, 1 saatlik yemek ve kostüm değişikliği molasının ardından Babylon'a gitmek için tekrar yoldayız! Ne yapalım, bambaşka tarzda iki güzel konser aynı geceye denk geldi, ikisinden de vazgeçemedik :-)

Pantha du Prince ve Onor Bumbum...

Heyecanla bekledik dün geceyi.
23.00 civarı Babylon'a giriş, etraf sakin.
 Biraz sohbet dostlarla.
İçeride bir tur..derken iki genç adam sahnede.
Onor Bumbum'muş.
İlk defa dinledik, beğendik.
Onur Bumbum çok pozitif, ışık saçıyor.
Soundları güzel.
İlk parça ve sonlara doğru çaldıkları
albümde olmayan parça çok çok güzel.
Aslında diğerleri de iyi ama
sanki vokal ağırlıklı olmasalar daha iyi olurdu.
Şarkıların adları hep emir kipli:
Bi dur; dokun, uyu uyan..:-)
Güzeldi yahu, başarılı buldum...
Derken adamımız çıkıyor sahneye.
Kapişonu başında, öyle kendi halinde.
Hiç bakmıyor kalabalığa.
Derken elektrik gidiyor, hoop jeneratörler devrede.
Parçalar ardı ardına geliyor,
canlı copy paste sesler ekleniyor üzerine.
Bardaklara vuruyor ses için,
arkadan biri-adam votka istiyor- diyor:-)                                                       
Ne eksik ne fazla tam gereken müziği yapan                                                       
enteresan bir adam bu                                                        
Sonlara doğru daha da güzel çalıyor.                                                       
Kapanış parçası beni bitiriyor.                                                       
Şöyle düşünüyorum içimden.                                                       
Sen Prens değilsin, kralsın yahu!..                                      

Son anda yakaladım o gizemli kadını...

Tam biteceği gün Deniz Müzesi'nde yakaladım bu sergiyi. Çekirdek Sanat'ın düzenlediği Yorumlar serisinin beşincisi : Picasso'nun aşkı Dora Maar. 33 sanatçıdan kolaj, baskı, klasik, kubist birbirinden farklı yorumlar, birbirinden farklı anlamlar...
Klasik resmi çok sevdiğim için Picasso bana pek hitap etmez ama bazı eserlerini ve büyük aşkı Dora Maar'ı tabiiki bilirim. Bu sergi bana Picasso'ya da farklı bir gözle bakma şansı verdi; bir kolaj bir de ağaç baskı çalışma da oldukça hoşuma gitti. En güzeli sabah sabah bu sergiyi gezmek bana enerji verdi tüm günümü güzelleştirdi..
Tesadüfen öğrenip yakaladığıma mı sevineyim, serinin bundan önce düzenlenen diğer sergilerini hiç habersiz kaçırdığıma mı üzüleyim. En iyisi bundan sonrakilere gidebilmeyi ümit edeyim:-)
Bu arada düşünmeden edemedim Paris'i. Önümüzdeki ay orada, Les Deux Magots'da oturup kahve içerken Dora Maar hiç aklıma gelecek mi ? Hangi masaydı elini kestiği? Acaba dışarı çıkıp az ilerideki Picasso heykeli'ne bir selam vermeli mi?...

Bugün Pantha Du Prince günü...


Bu gece...
00.00'da...
Babylon'da...
Yeni Plaid'im...
Pantha Du Prince...
Sabırsızlıkla bekliyorum...

Bir ''Dandadadan'' vardı hani...

İlk dinleyişimdi onları Radar Live'da... Gelmiş geçmiş -bana göre- en başarılı müzik festivalinde ilk kez dinleyip bayılmıştım... Devamı da geldi sonra... Peyote'de verdikleri birkaç konser, zar zor temin edilebilen bir albüm... Sonra askere gidiyorlar dediler. Eee, sonra, bir daha da hiç haber alamadım. Dağılmışlar diye duydum ama duymamazlıktan geliyorum...

Keyfine düşkün tavşan...

Yargıcı'da yeni sezon vitrini yapılıyordu bugün. Mağaza kapalıydı, personel içeride harıl harıl çalışıyordu. Vitrinde az önce yerini alan bu tembel tavşansa hiçbir işe el atıp yardım etmeden öylece keyif çatıyordu!...

The Veils @ Babylon...

The Veils hayranı değiliz, pek takip etmeyiz kendilerini. Ancak bir Cumartesi gecesi plansız programsız Beyoğlu'ndaysanız, yemek sonrası düzgün bir mekanda iyi birşeyler dinlemek isterseniz alternatifler kısıtlıdır. Her daim hiç çekinmeden gidilecek mekanların başında Babylon gelir. Zaten mekanın müzikal programı 'çok emin ellerde' olduğundan hiç şüphesiz iyi birşeyler dinleyeceğimizi, kapı personelinden bar personeline hep düzgün insanlarla muhatap olacağımızı bilerek, emin olarak, gönül rahatlığıyla gideriz hep Babylon'a. Bu sefer de öyle yaptık, hiç riske girmeden kendimiizi Babylon'a attık. Pişman da olmadık. Çok kalabalıktı. The Veils de hiç fena değildi, gayet keyifle dinledik onları. Zaten canlı performansın kendine has bir keyfi vardır her zaman; sahnede kim olursa olsun genellikle zevk alınır, öyle değil mi?..
Bu arada Babylon'a uzun zamandır en heyecanla gideceğimiz gece önümüzdeki Cuma olacak. Pantha Du Prince geliyor! Berlin seyahatimizde sevgili Mabbas'ın önerisiyle neredeyse tüm albümlerini topladığımız Alman Elektronik müzik dehasını canlı dinlemeyi iple çekiyoruz....

Chanel Dolls...

Çantayı değil...Elbiseyi hiç değil...Sadece sol alt köşede oturan bebeği istiyorum :-)

Çok sevdiğim Num Num'dan Yeni ve Lezzetli Bir Tabak...

Çok sevdiğimiz bir mekandır Num Num. Özellikle Kanyon şubesi, bulunmaktan, birşeyler atıştırıp gelen geçeni izlemekten keyif aldığımız bir mekan... Seçimlerimiz çok değişkendir, ruh haline ve açlık durumuna göre değişir ama patates kızartması fikstir!. Biliyorum zararlı, yememek lazım ama Num Num'da patates kızartmasına bayılıyorum ben, yemeden duramıyorum...
Son ziyaretimizde yeni tabaklarından birini denemeye karar verdik. Yaz geliyor hafif yiyelim, bir iki kilo fazlaya veda edelim diye... Siparişimiz Fesleğenli Sebzeli Tavuk Şiş. Tabi yanısıra yine kendimizi tutamayıp birkaç atıştırmalık zararlı madde de söylendi ama ana yemek budur...
Kocaman bir tabakta iri parçalı tavuk şiş köz domates ve köz biber yatağında sunuluyor. Yanında limonlu tane hardallı sosu. Bu tabağın yarısı. Diğer yarısında ise kavrulmuş çam fıstığının bolca eklendiği taze patates, brokoli ve taze fasulyeden oluşan sıcak salata... Gerçekten dev bir kayık tabak ve çok lezzetli. Hafif ama gözü de doyuran bir seçim bu. Sanırım bir süreliğine Num Num'da tercihim bu tabak olacak. Ama patatesten de vazgeçmem!
İstanbul içinde pek 'şurada şunu yedik' yazısı yazmayı sevmem ama yaza girerken hafif önerilere hepimizin ihtiyacı olduğunu düşünerek sizlerle paylaşmak istedim. Mekan bildik, seçim leziz...Afiyet Olsun :-)

Snapshots...Beyoğlu...

Bu güzel güneşli günden kareler...